17.02.2006
 

indirin
{

İSLAM TERÖRLE BAĞDAŞMAZ

Değerli Müminler,

İslam Dini, İnsanın, hemcinsleri ve diğer varlıklarla olan ilişkisinin merkezine kul hakkı gibi önemli bir kavram yerleştirmiştir. Bu kavram, sadece insan haklarını değil, aynı zamanda hayvan ve çevre haklarını da içine alır. Kul hakkıyla, insanın, dünya üzerinde ilişki kurduğu her türlü varlığa karşı işlediği hak ihlali anlatılmak istenmiş ve mağduru affetmedikçe bu hak Allah’ın bağışlamadığı en ağır suç kabul edilmiştir.

“Varlıkların en üstünü olarak yaratılan insanoğlunun”[1] kendi düzeyine ve şerefine uygun bir hayat sürebilmesi, ilk önce hemcinslerinin haklarına saygı göstermesiyle mümkündür. Bu yüzden sevgili Peygamberimiz müslümanı, “elinden ve dilinden kimsenin zarar görmediği kişi”[2] olarak tanımlamıştır.

Aziz Mü’minler,

İslam Dininin korumayı amaçladığı değerlerin başında can gelir. Bir insanın, başta canı olmak üzere malı, ırzı ve diğer hakları başkalarına haram, yani saygıdeğer ve dokunulmazdır. Bu yüzden Cenabı Hak Kur’ân’da, Hz.Âdem’in iki oğlu arasında geçen ve bir kardeşin diğerini öldürmesiyle sonuçlanan olayı anlattıktan sonra [3] şöyle buyurur: “…Kim, bir cana kıymamış, ya da yer yüzünde bozgunculuk yapmamış olan bir kimseyi öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de onu yaşatırsa, bütün insanları yaşatmış gibi olur.”[4]

Kur’ân’da en ağır ceza haksız yere kasten insan öldüren kimseye verilmiş, onun öte dünyadaki cezasının ise sürekli, azab olduğu bildirilmiştir.[5]

Muhterem Müslümanlar,

İslam Dininde öldürmek değil yaşatmak esastır. Kur’ân-ı Kerim, “Ey inananlar! Size hayat verecek şeylere çağırdığı zaman Allah’a ve elçisine uyun.”[6] buyururken, başkalarını bu hayat dinine davet etmekle yükümlü olan müslümanın cana kıyması düşünülemez. İnsanları ihya etmenin yolu onları öldürmek değildir. O halde kendi düşüncesi ve amacı için başkalarına hayat hakkı tanımamak, onlara korku ve dehşet salmak demek olan terör İslâm’ın asla kabul etmeyeceği bir yöntemdir. Peygamberine, “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et”[7] emrini veren ve “Allah’ın rahmetinin bir eseri olarak onlara yumuşak davrandın. Eğer katı yürekli, kaba birisi olsaydın, insanlar etrafından dağılıp giderlerdi. Öyleyse onların kusurlarını affet, onlar için bağış dile…”[8] buyuran Cenabı Hakk’ın bu açık beyanları karşısında, O’na inanan birisinin şiddet ve terör yanlısı olması beklenemez. O yüzden Allah inancıyla terör asla birlikte düşünülemeyecek iki kavramdır.

Değerli Mü’minler,

Dinimiz meşrû amaçlara meşrû araçlarla ulaşılmasını ister. O yüzden kendi inancını ve kanaatini benimsetmek için kimseye maddi- manevî baskı uygulanmasını hoş görmez. Müslüman, insan haklarının her çeşidine, bu arada düşünce ve inanç hürriyetine de saygı göstermek zorundadır. Allah’ın kullarını zorlamadığı bir konuda, bazı insanların zorlayıcı olması anlamsız ve tutarsızdır.

O halde, nereden, kimden ve hangi amaçla gelirse gelsin, bütün insanlık için büyük bir tehlike olan şiddet ve terörü hep birlikte kınamalı, şiddetin meyvesinin yine şiddet olduğu gerçeğinden hareketle, aileden topluma, uluslardan tüm insanlığa kadar her şeyin karşılıklı anlayış ve barış çerçevesinde ele alındığı bir ortamın hazırlanmasına elbirliğiyle katkıda bulunmalıyız.


[1] İsrâ / 70.
[2] Buhârî, İman, 4, 5.
[3] Mâide / 31.
[4] Mâide / 32.
[5] Bakara / 178; Nisâ / 93.
[6] Enfal / 24.
[7] Nahl / 125.
[8] Âl-i İmran / 159.

 
hutbe arşivi
ana sayfa
kubaweb-2000