![]() |
11.04.2003 |
||
|
DİN-BİLİM İLİŞKİSİ Muhterem
Müslümanlar! İnsanın
yeryüzünde mutlu ve huzurlu bir hayat sürebilmesi için, hem dini değerlere
hem de bilimsel faaliyetlere ihtiyacı vardır. Din; Yüce Allah ile olan ilişkilerimizi
düzenleyen, neleri yapıp neleri yapmamamız gerektiğini bize öğreten, sevap ile günahın, helal ile haramın bilgisini
sunan değerler sistemidir. Buna göre dinin amacı, insanın Yüce
Allah ile münasebetini tesis etmek ve gerçek anlamda mutluluğa ermesini
sağlamaktır. Bilim
ise, tabiî varlıkların ve olayların nasıl ve ne şekilde işlediğini keşfetme
ve açıklama faaliyetidir. Eylemlerinden sorumlu olarak yaratılan insanoğlu,
etrafında olup bitenlere karşı ilgisiz kalamayacağına göre, onun bilime
karşı olumsuz bir tavır içinde olması elbette düşünülemez. Kur’an-ı
Kerim insanoğlunun dikkatini, Allah’ın varlığının delilleri olarak
takdim ettiği kainata yöneltmekte, bir takım ilginç tabiat
hadiselerini zikrederek, bunlar üzerinde düşünmeye davet etmektedir.
Bakara Suresinin 164 üncü ayetinde Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Şüphesiz,
göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde,
insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde seyreden gemilerde, Allah’ın
gökyüzünden indirip kendisiyle ölmüş toprağı dirilttiği yağmurda, yeryüzünde
her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgarları ve yerle gök arasında emre
âmade bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için
deliller vardır.” Muhterem
Müslümanlar! Kainat
ahenkli bir şekilde, keşfedilebilir ve anlaşılabilir bir düzen ve ölçü
içinde yaratılmıştır. Bu, Yüce Allah’ın insanlığa olan en büyük lutfudur.
Zira kainatta düzensizlik ve bilinmezlik hakim olsaydı, gezegenimiz,
insan için huzur veren hayat yuvası olmaktan çıkardı. İslam,
insanlara akıllarını kullanarak kainatın işleyişindeki bu kanun ve ölçüleri
keşfetmeyi emretmekte, böylelikle Allah’ın kudret ve yüceliğini gözler
önüne sermeyi ahlâki bir görev olarak yüklemektedir. Yine
Kur’an-ı Kerim; “Her ilim
sahibinin üstünde daha iyi bir
bilen vardır”
[1]
diyerek bilginin sonsuzluğu fikrini telkin etmektedir.
İslam dini, ilerlemeyi isteyen ve yeni gelişmeleri teşvik
eden prensiplerle dolu bir dindir. Bu sebeple, bizi her geçen gün daha
ileriye götürecek bilimsel çalışmalara gerekli önemi vermek, Müslümanlar
olarak dini duyarlılığımızın bir gereğidir. Bununla birlikte bilimin
her zaman insani ve ahlaki değerlere saygılı bir doğrultuda olması da
önem arzetmektedir. Muhterem
Müslümanlar! Şunu
unutmamalıyız ki bilgi, çağımızda en kuvvetli ve en etkili güç kaynağıdır.
Bilgiye kim daha çok sahipse o daha kudretli ve etkili bir konuma yükselmektedir.
Pazu gücü bilgi gücünün
karşısında iktidarını çoktan yitirmiştir. Alimin bir buluşu,
binlerce cengaveri dize getirebilecek güçte olabilmektedir. Bilenlerle
bilmeyenlerin bir olmadığını çağlar ötesinden ilan eden Kutsal Kitabımız,
bu duruma işaret etmiştir. Altın çağların Müslüman bilginleri, bu ilahi hakikatleri çok iyi özümsemişlerdir. Onlar, sadece dini ilimlerde değil; matematik, tıp, fizik, kimya, botanik, astronomi gibi müspet bilim dallarında da büyük başarılar elde etmişler, pek çok buluş gerçekleştirmişlerdir. İbn Sina, İbn Rüşt, Farabi, Biruni, Ali Kuşcu, Ebu Bekir er-Razi, Cabir İbn Hayyan ve daha yüzlerce bilgin dünya bilim tarihine adlarını altın harflerle yazdırmışlardır. Bugün yapmamız gereken, onların başarılarıyla övünmek değil, onların bilim anlayışını diriltmek ve günümüzün bilim ve teknoloji seviyesini yakalamaktır. [1] Yusuf 12/76 |
|||
| kubaweb-2000 |
|||